Herkesin yaptığı işle, çalıştığı yerle ilgili anıları mutlaka vardır. Ben meslektaşlarımın ve hocalarımın yaşadıklarını dinlediğimde hep aynı şeyi söyledim: “Bunlar çok değerli anılar ama burada kalmamalı, unutulmamalı ve mutlaka yazılmalı.” Ama ne yazık ki hemen hemen hiçbiri yazılmadı.
Oysa ben, yaşanmış ve unutulmaması gerektiğine inandığım bu anıların başta genç meslektaşlarıma ve hasta yakınlarına yol gösterebileceğini düşündüm. Bu yüzden üşenmedim ve yazmaya karar verdim.
Bu kitap, benim için hem bir öz eleştiri hem de içinde çalıştığım kurumların, ortamın ve içinde yaşadığım ülkenin ve dönemin ‘mümkün olduğunca’ tarafsız bir eleştirisidir. Zaten sizler de kendi çevrenizde ve kurumlarınızda her gün bunlara oldukça benzer olaylar yaşıyor olduğunuz için sanırım hiçbiriniz “Yok canım, olamaz, o kadar da değil!” demeyeceksiniz. Yani hastaların, onların anne-babalarının, tıp öğrencilerinin ve hekimlerin yani ‘kısaca herkesin’ bu satırlarda kendilerinden de bir parça bulabileceklerini umuyorum hatta eminim, biliyorum.
Bu kitabı okurken olayları o zamanın teknolojik ve sosyal şartlarıyla; iyi işlemeyen hantal bir sistemde akla bile gelmeyen olanaksızlıkları da göz önünde tutun lütfen. Bizim yapabileceğimiz tek şey, o günün şartlarında ve elimizdeki imkânlarla elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışmaktı.